untitled
NEW! Upgrade to Pro Hosting and receive Ad-Free Webtools + More!

- OKÇULUK HER YAŞTA YAPILABİLEN, ÇOK ZEVKLİ BİR SPORDUR.OK ATMAK BEDENSEL ENGELLİ KİŞİLERİN BİLE ÇOK RAHAT YAPABİLDİKLERİ ENDER SPORLARDANDIR . OKÇULUK REHEBİLATASYON AMAÇLI DA KULLANILABİLİR, ÇÜNKÜ OKÇULUK SPORU KİŞİYE ÖZ GÜVEN KAZANDIRIR VE KİŞİYİ HAYATA HAZIRLAR. ÇOCUKLARIN GELİŞİM DEVRESİNDE OKÇULUK SPORU EN ÖNEMLİ OLUMLU ETKENLERDEN BİRİDİR; OKÇULUK KONSANTRASYONU, DENGEYİ ARTTIRIR VE ZİHİNSEL MUKAYESE GÜCÜNÜ ARTTIRIR.

- OKÇULUK CİĞERLERİ GELİŞTİRİR, VÜCUDUN DENDESİNİ VE KOORDİNASYONU ARTTIRIR. OKÇULUK SPORUNU YAPAN KİŞİLER SABIRLI VE HOŞGÖRÜLÜ OLURLAR. OKÇU KARŞISINDAKİ İNSANA HER ZAMAN SAYGILIDIR VE OKÇU HER KOŞULDA BAŞ -

İngilizleri Hayran Bırakan Ok ve Okçularımız.

Arkadaşımız Erkut Neğiş’ in Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi’nde 1907 yılında ilk baskısı yapılan İngilizce eski bir kitaptan bulduğu bir mektup, Osmanlı okçuluğunun üstünlüğünün çarpıcı bir örneğini göstermektedir. Bir İngiliz okçusu 1795 yılında, yine okçu olan bir kardeşine yazdığı bu mektupta şöyle diyor:
....
'' Londra 1795

Sevgili kardeşim,

Türk büyükelçi sekreterini, Waring (1) ve diğer ünlü İngiliz okçularıyla atış yaparken henüz yeni gördüm. Tahmin edebileceğin gibi onları görmek için gelmiş bulunan büyük bir kalabalık vardı. Türk (2), etrafında bulunan birçok kişiye ve okçuluk meraklılarının korku ve şaşkınlığına rağmen aniden okları her yönde havaya fırlatmaya başladı fakat okların özellikle uzağa fırlatılmadığını ve tehlikesizce birkaç yard içine düştüğünü gören kalabalığın şaşkınlığı iyice arttı. Türk, bu okların kendisinin "egzersiz okları" olduğunu söyledi. Bu, zamanın okçularına göre çok yeni olan bir fikirdi ve onların Türk'e ve yayına karşı daha fazla saygı göstermelerine sebep oldu. Türk'ün yayı antilop boynuzundan yapılmış ve kısa boyluydu ve at üzerinde her yöne doğru kullanılmaya elverişli olabilmesi için özellikle kısa boylu yapılmıştı.

Okçuluk meraklıları Türk yayının gücünü görmeyi arzuladılar ve Türk'den bir "uçuş okunu" fırlatması istendi. O, dört veya beş atış yaptı ve ardından en iyi uçuş dikkatlice ölçüldü. Bu 482 yard (441m) idi. Anlatabileceğim kadarıyla, okçuluk meraklıları şaşkınlığa uğradılar;

Waring, duymuş olduğu en uzağa erişen İngiliz okunun 335 yard (306m) menzile sahip olduğunu, Lord Aylesford'un ise hafif rüzgar yardımıyla birlikte bir keresinde 330 yard (302m) menzile ok fırlattığını, kendisinin ise tüm hayatında 283 yard (259m) mesafeden öteye hiçbirzaman ok fırlatamadığını söyledi. Türk ise gösterdiği performansla tatmin olmadı ve kullandığı yayın sert ve ayarsız olduğunu, biraz daha idmanla öncekinden çok daha uzağa atış yapabileceğini söyledi.

O, aslında en iyi durumunda dahi hiçbir zaman birinci sınıf bir okçu olmadığını, şu andaki Osmanlı padişahının (Sultan III. Selim Han 1761-1808) ise egzersize düşkün olan çok güçlü birisi olduğunu ve tüm Türk ordusunda onun kadar uzağa ok atabilen sadece iki kişi olduğunu söyledi. Türk, Padişah’ın 800 yard (732m) menzile bir uçuş oku attığını gördüğünü söyledi.

Waring'e, Türk'ün İngiliz okçularına gösterdiği bu büyük üstünlüğünün sebebini ve bunun yayın bir özelliğinden dolayı olup olamayacağını sordum. Waring, bu sonucun çoğunlukla Türk'ün yayından ziyade asıl O'nun kuvveti, yeteneği, kullandığı kısa oklar ve eline bağlı oluklu boynuzla yaptığı atış tekniğinden kaynaklandığını söyledi.

Waring ve orada bulunan okçuluk meraklılarının çoğu denemesine rağmen hiç biri bu yayı Türk'ün yaptığı kadar bükemedi.

Kafirlerin zaferi ve hıristiyan aleminin küçük düşürülmesi için yeterince fazla.

Selamlar

W. FRANKLAND
''

- (1) T. Waring, 1. basımı 1824 yılında yapılan "Okçuluk üzerine bir inceleme" isimli kitabın yazarı olmakla birlikte hünerli bir okçu ve iyi bilinen bir yay ve ok imlatçısıdır.
(2) Mahmut Efendi



Sir Thos. Franland’a yazılan bu mektuplar başka, bir olay da yazılanlara uygun benzer bir olayı anlatmaktadır. Milliyet gazetesinde Refi Cevat Ulunay, bir makalesinde bu hatırayı anlatmaktadır. '' İstanbul’a bir tarihte Mr. Thorp isimli bir kişi geliyor. Milletlerarası bir teşekkülün başında olan bu şahsiyet, Türk okçuluğunu tetkik için İstanbul’da bulunuyormuş. Nuri Arlasez ile görüşüyor. O da Okçular Tekkesi son şeyhi olan hattat Necmeddin Efendi’ye götürmek istiyor. Mr. Thorp ise önce Okmeydanı’nı ziyaret etmek istiyor. O sırada bugünkü gibi Okmeydanı işgal edilmiş değil. Ancak fevkalade bakımsız, menzil taşları kırık dökük, molozlar içinde... Daha sonra Nuri Arlasez ve Mr. Thorp, Necmeddin Efendi’ye gidiyorlar... Mr. Thorp, büyük bir hürmetle Necmeddin Efendi’nin önünde ayağa kalkıyor, ceketinin önünü ilikliyor ve şöyle diyor: “Ben Türk okçuluğuna neden hayran olduğumu anlatayım. 1850 veya 1860’larda İngiltere’de bulunan bir Türk elçisi, bir İngiliz okçuluk kulübüne davet ediliyor. Elçinin şerefine gösteriler yapılıyor. Elçi de merasim sonunda birkaç atış yapmak istediğini; fakat artık yaşlı olduğunu ve iyi atışlar yapamadığını; ancak Türk okçuluğu hakkında bir fikir vermek için atış yapmak istediğini söylüyor. Yanında getirdiği yay ve oku alıyor ve bir atış yapıyor. Daha ilk atışta İngiliz okçuların azami menzilini geçince ortalık karışıyor ve İngilizler şaşkınlığa düşüyorlar. Bu nasıl oldu diye düşünürken, sonunda kısa olan Türk oklarının menzilinin uzun olmasını, küçüklüğüne ve buna mukabil uzun İngiliz oklarının da vuruş kabiliyetinin yüksek olduğu kanaatine varıyorlar. Elçiyi, Londra kalesinde bir müzeye götürüyorlar. Müze müdürü biraz istihfafla ‘Buradaki zırhlardan birisini giyey


Web Hosting · Blog · Guestbooks · Message Forums · Mailing Lists
Easiest Website Builder ever! · Build your own toolbar · Free Talking Character · Audio, Fonts, Clipart
powered by a free webtools company bravenet.com